LA PROMESSA – Pía SCOPRE che Cruz NON ERA l’assassina di Jana e SMASCHERA Leocadia alla festa
Film, yıllar boyunca bastırılmış aşkın, büyük fedakârlıkların ve gizlenen bir çocuğun etrafında şekillenen duygusal bir dramı anlatıyor. Hikâyenin merkezinde Orhun ve Sahra vardır. Bir zamanlar birbirlerini çok seven bu iki insan, yanlış anlaşılmalar ve aile baskıları yüzünden ayrı düşmüş, hayatları geri dönülmez şekilde değişmiştir. Ancak yıllar sonra ortaya çıkan gerçek, hem geçmişin acılarını hem de saklanan sırları gün yüzüne çıkarır.
Filmin başlarında Orhun ile Sahra arasında hâlâ bitmemiş bir bağ olduğu açıkça hissedilir. Birbirlerinden uzak kalmış olsalar da içlerinde taşıdıkları özlem hâlâ canlıdır. Sahra, Orhun’a onu ne kadar özlediğini söyleyemese de, içinde tuttuğu her kelimenin canını yaktığını itiraf eder. Orhun ise bu ayrılığın ikisini de yok ettiğini fark eder. Fakat onların aşkı sadece romantik bir hikâye değildir; aynı zamanda büyük acılarla örülmüş bir mücadeledir.
Asıl kırılma noktası, Sahra’nın yıllardır sakladığı sırrı açıklamasıyla başlar. Orhun’un hiç bilmediği bir kızı vardır: Sara. Yıllar önce Sahra hamile kaldığında, Orhun’un annesi Afife çocuğun doğmasını istememiştir. Sahra zorla bir kliniğe götürülmüş, bebeğini aldırması için baskı görmüştür. Orada doktor Ceyhun işlemlere başlamak üzereyken Sahra çaresizlik içinde yalvarmış, bebeğini bağışlamasını istemiştir. Doktor vicdanına yenik düşüp operasyonu gerçekleştirmez. Ancak Afife gerçeği öğrenirse çocuğu yaşatmayacağını düşündüğü için Sahra ortadan kaybolmak zorunda kalır.
Bundan sonra film, Sahra’nın hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Parasız, evsiz ve hamile halde şehirde tek başına kalır. Günlerce iş arar, kalacak yer bulamaz. Sonunda Yektan isimli bir adamın evinde çalışmaya başlar. Daha sonra yalnızca kâğıt üzerinde bir evlilik yaparak kendisini ve doğacak çocuğunu korumaya çalışır. Bu süreçte yaşadığı yalnızlık ve korku onu tamamen değiştirir.
Sara doğduğunda ise Sahra’nın hayatı yeniden anlam kazanır. Küçük kızını ilk kez kucağına aldığında bütün acılarının bir anlığına geçtiğini hisseder. Ancak içindeki öfke kolay kolay dinmez. Orhun’u hâlâ sevmesine rağmen ona duyduğu kırgınlık büyümeye devam eder. Çünkü yıllarca çocuğunu istemediğine inanmıştır. Buna rağmen Sara’ya baktığında onun masumiyetini görür ve kızını korumak için her şeyi yapmaya karar verir.
Filmin en dramatik anı ise Orhun’un gerçeği öğrenmesidir. Sahra sonunda Sara’nın onun kızı olduğunu açıklar. Orhun duydukları karşısında yıkılır. Yıllarca varlığından habersiz yaşadığı bir kızının olduğunu öğrenmek onu hem mutlu eder hem de büyük bir pişmanlığa sürükler. Sahra’ya neden bunu sakladığını sorduğunda aldığı cevap nettir: “Kızımı korumak zorundaydım.”
Son sahnelerde Orhun, küçük Sara ile karşılaşır. Sara onu büyük bir sevgiyle karşılar ve eğer bir kızı olsaydı onu çok seveceğini söyler. Orhun ise gözyaşları içinde ona sarılarak “Sen benim kızım olmasan bile ben seni seviyorum” der. O an, yıllarca süren nefretin ve yanlış anlaşılmaların yerini gerçek bir aile olma umudu alır.
Film, aşkın bazen insanları ayırsa bile kaderin onları yeniden bir araya getirebileceğini anlatan duygusal bir finalle sona erer.