El amor es diferente en noviembre #24 | Una Nueva Vida
Seyran, “sakin ol” diyorsun ama olabileceğim kadar sakinim zaten. Beni delirtmek mi istiyorsun? “Bağırma” diyorsun ama bağırırım. Latif nerede? Bu muydu hazırladığın sürpriz? Sana diyorum rastlantıydı, iki insan bu koskoca şehirde karşılaşamaz mı? Bana yalan söyleme artık. Onca şey yaşadık ve hâlâ yalan konuşuyorsun. Ya o çocuk seni vursaydı? Yapmadığı şey mi? Ya seni kaçırsa? Neden buluşuyorsun o çocukla? “Buluşmadım” diyorsun ama kendi kendine çıkmış karşına öyle mi? Kardeşi de günlerdir beni meşgul ediyordu zaten. Sen Saffet’le görüşüyor muydun? Ne zamandır? Konuyu değiştirme. Tayyar’ın çıktığını biliyor muydun? Söylemedin bana. Bunu benden nasıl saklarsın? Ben o adamı karşımda görünce nasıl korktum biliyor musun? Çıktığını bilsem seni yalnız bırakır mıydım? Sana hassas davrandım, mutlu ol diye uğraştım. Niye? Arkamdan iş çevir diye mi?
Bağırma bana artık. Sinirlenme. Evet, söyleyemedim çünkü üzülmeni istemedim. Ama yaşadıklarımı kaldıramıyorum artık, baş edemiyorum. Yardım almam lazım… Bugün psikiyatriste gittim. Ama beni pişman ettin bu tavırlarınla. Kiminle gittim? Tarık’la. Korumalar söylemedi mi? Sorsaydın doğruyu anlatırlardı. Söylemedilerse bunun hesabını soracağım. Yalıya dönünce herkes hesap verecek.
Saffet’le görüştüğünü niye sakladın? Adam Ferit’e anlamsız notlar göndermiş, benimle görüşmek istediğini söylemiş. Ben de memnun değildim onu görmeye. Bana söyleseydin belki görüşmek zorunda kalmazdın. Ama sen de biriyle gizli görüşecek olsan böyle yapardın: tek başına, korumasız. Zaten korumaların bir işe yaramadığını da görmüş olduk. Arkadaşlar, birbirinize düşman gibi davranmayın. Adamların varlığı bile bizi dağıtıyor zaten.
Ferit, istersen şu koltuğa tekme at, odanı dağıt, rahatlayacaksan yap. Benim canımı yakmadan rahatlamayacağını sanma. Böyle olacağını gerçekten düşünmüyorsun değil mi? Ben ne düşüneceğimi bilmiyorum artık. Beni Tarık’la gördüğünde ne sandın? Kaçacağımı mı? Hayır, öyle düşünmedim ama gözüm döndü bir an. Seni tanıyorum. Karımı tanıyorum. Bir şey saklıyorsun benden. O şeyin beni öfkelendireceğini bile bile saklıyorsun. Tarık değilse başka bir şey var. Söyle.

Gerçeği mi duymak istiyorsun? Hâlâ kabuslar görüyorum. Sen beni uyuyor sanıyorsun ama sadece gözlerimi kapatıyorum. Göğsünde yatarken kalp atışlarını dinliyorum çünkü zamanımız varken güzel anılar biriktirmeye çalışıyorum. Onca kötü anılarımızın üstüne bir şeyler eklemek istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Yaşadıklarım yüzünden her şey kötüye gidiyor. Ferit, tükendim. Artık devam edemiyorum.
Ben konuşmak istiyorum seninle ama açamıyorum içimi. İçindeki karanlık seni de beni de yutmasın istiyorum. Sen benim ışığımsın. Sen olmayınca karanlıkta kalıyorum. Yanımdayken her şeyi aşabiliyorum. Seni kaybetmekten çok korkuyorum. Bu yüzden öfkeleniyorum. Tarık’ı kıskandığımı falan düşünme. Özür dilerim. Senin kötü olduğunu hiç aklıma getirmedim. Sana sarılırken iyi olduğunu sandım. Bundan sonra bunlara mecbur kalmayacaksın. Tarık ve Saffet işini ben halledeceğim. Bana bırak.
Ferit yapma, lütfen yeniden karşı karşıya gelmeyin. “Son kez buluşacağım” diyorsun, beni dinlemeyeceğini biliyorum zaten. Peki… Sen şimdi biraz hava al, ben de kendimi toplayıp gelirim. Ne yapacaksan sakin kafayla yap. Açmıyor telefonları. Delirtmek istiyor beni. Ama sen izin verme buna. Bak söz veriyorum daha dikkatli olacağım. Ama anlatmıyorsun ki Ferit… Bir şey bilmiyorum ki tedbir alabileyim.
Anlat o zaman. İkna et beni.

Seyran… Akın’ın annesi hayatta olabilir. İşte bu yüzden anlatmıyorum sana, hâlini görmüyor musun? “İyiyim” diyorsun ama değilsin. Devamı da var diyorsun. Anlat. Öğrenmem lazım. Akın’ın babası da yaşıyormuş. Saffet yerini biliyormuş. Suna’ya zarar gelmesinden korkup bana ulaştı. O yüzden buluştuk. Pek bir şey anlatamadı. Şimdi anlıyor musun Tarık’la neden konuşmak istediğimi? Tayyar’ın yerini bulmam lazım.
Derken Efe geliyor: ailece yemeğe gidilecekmiş. Deden konuşmak istiyormuş. “Bu kadar olay arasında ne yemeği?” diyorsun. Ama hazırlanıp gidiyorsunuz. Seyran “İstersen gitmeyelim” diyor ama sen yine de gidiyorsun.
Seyran’ın ablası da geliyor. Sonra Londra meselesi çıkıyor. Ablan Londra’ya gidecekmiş ve sen de onun yanında olmak için bir süre sonra gitmeyi düşünmüşsün. Ferit babasının yeni öldüğü, annenin perişan olduğu bir zamanda bu fikre öfkeleniyor. “Beni bırakıp mı gidecektin?” diyor.
Sabah olunca ikiniz de ayrı yerlerde uyumuşsunuz. Seyran ablasıyla hastaneye gidiyor. Ferit de işleri toparlamaya başlıyor. Aranızdaki soğukluk sürüyor. Sonra Hattuş’a sert çıkıyorsun. “Artık kimseden izin almıyorum” diyorsun. Seyran rahatsız oluyor ama bir şey diyemiyor.
Derken akşamki davet… Ferit tarzını değiştiriyor, daha soğuk, daha kararlı. Dededen bağımsız davranıyor. Masada herkes şaşkın. Ferit markanın başına geçeceğini söylüyor. Seyran da destek çıkıyor. Gecenin sonunda işler karanlık bir noktaya gidiyor: sahte belgeler, ihanet suçlamaları, konseyin kurallarının çiğnenmesi…
Ve düğüm böylece sıkılaşıyor.