Esaret 164 – Nikad te ne bih povredio….ne bih mogao…2.deo
Film, hafızasını kaybetmiş ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan genç bir kadının, kendisini tuhaf ve korkutucu bir malikânede bulmasıyla başlar. Uyandığında karşısında gizemli bir adam vardır. Adam, onun kocası olduğunu ve artık birlikte yaşayacaklarını söyler. Ancak genç kadın, adamı hiç tanımadığını hisseder. İçinde açıklayamadığı büyük bir korku vardır. Malikânenin duvarları arasında sıkışıp kaldığını düşünürken, adam sürekli onu sakinleştirmeye çalışır. Ona zarar vermeyeceğini, aksine onu koruyacağını tekrar tekrar söyler. Fakat bu sözler kadının korkusunu azaltmaz, daha da büyütür.
Kadın kaçmaya çalıştıkça adamın tavırları giderek daha baskıcı hâle gelir. Adam, geçmişte onu bir kez kaybettiğini düşündüğünü ve bir daha asla kaybetmeyeceğini söyler. Bu cümle, filmin aslında psikolojik bir saplantı hikâyesi olduğunu ortaya koyar. Adamın sevgisi sağlıklı bir aşk değil, takıntılı bir sahiplenmedir. Kadın ne zaman dışarı çıkmak ya da kaçmak istese, adam onun peşine düşer. Malikânenin koridorlarında, bahçesinde ve çıkmaz sokaklarında geçen kovalamacalar boyunca kadın gerçeklikle hayal arasında sıkışmaya başlar.
Bir süre sonra kadın, adamın sakladığı çok daha karanlık sırlar olduğunu fark eder. Adamın davranışları giderek tehditkâr bir hâl alır. Kadın dua ederek kurtulmaya çalışırken, adam kendi kendine onun dünyasını başına yıkacağını söyleyerek içindeki karanlık yüzü açığa çıkarır. Henüz ona zarar vermediğini ama asıl oyunun yeni başladığını itiraf eder. Bu sahneler, adamın aslında psikolojik olarak dengesiz biri olduğunu gösterir.
Film ilerledikçe kadının geçmişine dair parçalar ortaya çıkmaya başlar. Malikânede dolaşırken bebek sesleri duyar ve bahçede çocuklarla ilgili gizemli izlere rastlar. Bu detaylar, geçmişte yaşanmış büyük bir trajedinin işaretidir. Kadın zaman zaman adamın söylediklerine inanmak ister çünkü adam ona sürekli güven vermeye çalışır. “Bu dünyada güvende olacağın tek yer benim yanım” diyerek onu manipüle eder. Ancak aynı anda “Artık gidemezsin, seni bırakmam” diyerek gerçek niyetini belli eder.
Filmin en çarpıcı kısmı, kadının aslında uzun süredir psikolojik baskı altında tutulduğunu öğrenmesi olur. Adam, onun hafıza kaybını kendi lehine kullanmış ve genç kadını gerçeklerden koparmıştır. Kadın dış dünyanın tehlikeli olduğuna inandırılmıştır. Oysa gerçek tehlike tam karşısındadır. Adamın sevgisi koruma değil, kontrol etme arzusudur.
Finalde kadın son bir kez kaçmaya çalışır. Malikâneden çıkıp özgürlüğüne kavuşmak ister. Ancak adam onu yine yakalar. Gözyaşları içinde “Ben hiçbir yere ait değilim” dediğinde adam ona “Ait olduğun yer benim yanım” diye cevap verir. Bu sahne filmin en ürpertici anıdır çünkü adam sevgiyle saplantıyı tamamen birbirine karıştırmıştır. Film, kadının gerçekten kurtulup kurtulamadığını açıkça göstermeden sona erer ve izleyiciyi rahatsız edici bir belirsizlik içinde bırakır.